Showing posts with label boys over flowers. Show all posts
Showing posts with label boys over flowers. Show all posts

Mar 27, 2012

Mim: Kore Dizilerini Ödüllendiriyoruz!


Uzun bir aradan sonra yeniden karşındayım sevgili okur. Mim diye bir gerçek varmış ben bunu ikinci kez tadacağım. Öncelikle bana bu güzel mim’i paslayan blog aleminin güzide VIPlerinden, çingum mydestiny’e huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Bu mim’in içeriğine gelince, başlıktan da anlaşılacağı gibi Kore dizilerini ödüllendirecekmişiz. Kategorilere bayıldım. Zaten konu dizi olunca en az K-pop kadar geveze olabiliyorum. Öyleyse sabırsızlıkla bekleyen yıldızlarımızı daha fazla heyecanlandırmadan ödüllerimizi dağıtalım efendim:


En Şaşırtıcı: "Coffee Prince"

Çok samimi ve harika olmasının yanında benim aşırı şaşırtıcı bulduğum bir diziydi. Bir noktadan sonra filmlerin daha cesaretle konu ettiği olayları rahatça izleyiciye sunmaları beni oldukça şaşırtmıştı. Coffee Prince yalnızca birkaç sahnesiyle tabuları yıkmıştır. Öpüşmeyi bile 12 bölüm bekleyen bir milletin eşcinsel ilişki gibi hassas bir konuya bu denli rahat bakması yalnızca beni değil izleyen herkesi şaşırtmıştır eminim. Çünkü bir bölümde tamamen ciddi bir şekilde Han Kyung’un Eun Chan’a kalbini açtığını görüyoruz. Bu olay o ana dek benim Kore dizilerinde görmediğim birkaç şeyden biriydi. Şaşırmıştık efendim.


En Sıkıcı: "Playful Kiss"

Öncelikle Hyun Joong severlerden af diliyorum. Maalesef acı bir gerçeği paylaşmak zorundayım. Hyun Joong kesinlikle bir dizinin başrolü olmamalı. Hayır o şirinlik abidesi kızımız Oh Ha Ni’yi de harcadı gitti soğuk halleriyle. Boys Over Flowers’taki yan karakteri Ji Hoo onun üzerine cuk oturmuş gibiydi. Çok samimi ve içten olduğu bir başrolü kotarabilirse oynasın elbette. Ama Playful Kiss’in senaryosu da çok klişeydi. Sanki KHJ için hayranlarını oyalamak için yapılmış bir projeydi. Nihayetinde benim uçakta zaman geçsin diye başladığım sonra aylar sonra devamını getirebildiğim bir dizi oldu.


En Şeker: "Flower Boy Ramyun Shop"

Bizim ruh bekçimiz her zaman şekerdi ama bu dizi adeta şekerlik gibiydi. Boys Over Flowers’tan sonra her dizideki erkeklere bir F4 yakıştırması yapılır ya yine gelenek bozulmadı. Il Woo’dan Ki Woo’ya bu dizide herkes çiçek çocuk olmuştu. Dizi boyunca ağzınızın sulandığını belirtmeden geçemeyeceğim. Sevgiyle pişirilen ramenler, özellikle dizinin finalinde verilen ramen tarifi harikaydı. Çok sıradışı bir şekerliği vardı bu dizinin. Beklenmedik bir anda güldürüyor bazen azıcık da olsa ağlatıyordu. Çılgınlık doz aşımı yer yer görülse de genelinde hoış bir diziydi. Çılgınlık derken en somut örneğiyle elinde tuvalet pompası nedime kıyafetiyle koşan bir kız hayal edin. İşte tam öyle bir doz aşımı görülüyordu. Ayrıca başroldeki hanım kızımızın feci halde 2NE1 Dara’yı andırdığını bir fırsat geldiğinde söylemek istiyordum, bugüne kısmetmiş.


En Sürükleyici: "Wild Romance"

Taze bitirdiğim bir dizi olması nedeniyle rahatlıkla söyleyebilirim ki evet, sürüklendim! İlk 5 bölüm Dong Wook ve Si Young’un tatlı atışmaları içinde geçmişti. Özellikle bazı sahnelerde anırarak güldüğümü belirtmek isterim :D Ancak bir süre sonra dizi gerilime dönüşüyor. Bir ara “bu mektuplar ne ben ne izliyorum bu yarım bıraktığım Fringe mi yoksa Black Swan’u mu açmışım” falan diye sayıkladım resmen. Wild Romance maksimum iki günde bitecek bir dizi. İzlerken psiko-gerilimin dibine vuracağınıza eminim. Anti SNSD’ciler için de özel bir not bırakıyorum. Evet, Jessica’nın rol yapamamasıyla mutlu olabilirsiniz, vallahi ben oldum :P


En Klişe Yıkıcı: "My Name Is Kim Sam Soon"

Benim için -ilk dizilerimden biri olması nedeniyle- Kim Sam Soon’un yeri çok ayrıdır. Tabii ki spoiler vermeyeceğim. Ama dizinin sonuna çok şaşırdığımı ve lanet okuduğumu belirtmeden de geçemeyeceğim. Klişe yıkanlar neydi peki derseniz; öyle hiçbir dizide göremeyeceğiniz bir Kim Sun Ah’ı izleme fırsatınız oluyor. Kore dizilerinin genelinde kızlar sonradan güzelleşirler. Bu hanım kız dizi için onlarca kilo almış ve son bölüme kadar güzelleşmesini beklediğiniz halde, maalesef olmuyor. İstisnai bir durum esas oğlanın ona bu şekilde aşık olmasıdır. Hyun Bin bu tabii dizi bittikten sonra bile Kim Sun Ah’ı unutamamış ve tanıdığı en güzel kadınlardan biri olduğunu söylermiş. Sahiden de öyle, aradaki yaş farkı da bir diğer istisnaydı. Daha tüyü bitmemiş Hyun Bin ile 30una gelmiş bir Sun Ah çok alışılmadık bir çift görüntüsü vermişlerdi. Bence dizi çoğu ayrıntısıyla hatta o istenmedik sonuyla dahi klişeleri paramparça ediyordu.


En Komik: "Protect The Boss"

Ji Sung! Ben böyle bir adamı niye bu kadar geç tanıdım bilmiyorum. Ya da o içindeki komedi cevherini bu diziyle keşfettiği için bu böyle oldu. Bir solukta izlediğim, istisnasız her bölümüyle beni doyuran bir diziydi. Hiç bitmesin istedim. Böyle bir kuzenim olsun istedim. İzlediklerim arasında en samimi, en eğlencelisiydi. Teker teker mimiklerinden öpüyorum Cha Ji Heon! :D


En Acıklı: "A Love To Kill"

Zamanında çok sadist olduğunu düşündüğüm insanların başında “Misa” ve “A Love To Kill”e hayat veren senaristler vardır demiştim. Sonra ufak bir araştırmadan sonra iki dizinin senaristinin aynı kişi olduğunu öğrendim. Zaten dramın dozuna bakılınca benzerlikler gözden kaçmıyordu. Kore dizilerinin özelliği ağır dram barındırmasıdır. Ama bu dizi beni yerden yere fırlatmıştı resmen. Bittiğinde üstümden kamyon geçmiş gibi hissetmiştim. İlk dizimdir. Herkese göre mutsuz, ama bana göre çok mutlu bir sondu. Diziden çıkardığım en büyük ders ise “Rain ağlarsa hepimiz ağlarız” olmuştur.


En Yakışıklısı Bol: "Sungkyunkwan Scandal"

“Şu Park Min Young ne şanslı kız, kesin önceki hayatında bir ülkeyi kurtarmış olmalı” diyerek ödülüme onlara özgü bir giriş yapmak istiyorum. Park Yoochun, Yoo Ah In, Song Joong Ki. Daha ne olmalıydı zaten? Bu kategorinin ikincisi de şüphesiz sadece Lee Min Ho ile ipi göğüsleyecek olan Boys Over Flowers. Ama ben SK’a torpil geçtim. Çünkü Joong Ki’nin o sevimlilikle en az iki yakışıklı yerine geçtiğini düşünüyorum.


En Güzeli Bol: "Dream High"

You’re Beautiful deyip linç girişimini göze alacaktım fakat işin esprisi tabii Jang Geun Seuk ve Lee Hong Ki kız gibi güzel olmalarının yanında taş gibi de erkekler. Ehm öhm, bence en güzeli bol dizi şu an Kore’yi kasıp kavuran IU, Suzy ve hemen arkalarından koşarak onlara yetişen Eunjung’un oynadığı Dream High’dı. Hepsi de birbirinden afet. Gelecekleri parlak. Yoo, hayır ne kıskanacağım ...


En Klasik: "You’re Beautiful"

İşte bu ismi burada söylersem hedefi tutturmuş olurum. Çünkü çok klişeydi çook. Gün geçmiyor ki Park Shin Hye’ye aşık birkaç erkek dizi çevirmesin. Nasıl başladıysa öyle bitti. Müzikleri güzeldi. Yonghwa’nın masumluğu ve Hong Ki’nin şebekliği sayesinde izledim. Ama niyeyse iki kere izlemiştim. Tamam, kabul güzel diziydi ama hikaye tam bir klasikti işte o da bir gerçek. Erkek kılığına giren kızların konu edildiği diziler arasında Coffee Prince gönüllerin birincisi olmaya devam ediyor.


En Değişik: "49 Days"

Secret Garden’ı bitirdikten sonra forumlarda dolanıyordum. Herkesin imzası, avatarı bu diziyle doluydu. Neredeyse Secret Garden’dan çok sevilmeye başlanması beni biraz kızdırmıştı. Birkaç ay süren bir önyargı eşliğinde izlemeyi erteledim. Sonra izledim ve beni her bölümüyle ne kadar etkilediğini fark ettim. Henüz benzeri gelmedi. Aile bağları olsun, arkadaşlık ilişkileri olsun kesinlikle izlenilip ders alınması gereken bir dizi. Senaristi ve yönetmeni bize hazırladıkları o şok edici sondan dolayı da ayrıca kutluyorum.


En Felsefik: "Sungkyunkwan Scandal"

Belki de tarihi dizilerinin geneli budur. Ama bu dizide ısrarla verilmeye çalışılan bir mesaj vardı. İyi bir devlet yönetimi, hak-adalet-eşitlik üçlüsünün kazanılması vs. Kızıl Elçi başlı başına bir felsefeydi zaten. Günümüz Kore halkının özümsemesi gereken daha çok şey vardı, tabii biz de bundan nasibimizi aldık.


En Umut Verici / Gaza Getirici: "49 Days"

Şimdi bu dizinin neresi umut vericiydi dediğinizi duyar gibiyim. Ama bana göre kulağa küpe birçok durum vardı. Tıpkı Song Yi Kyung’a olanlar gibi. Bir kapı kapansa da binlercesi açılabilir. Hayatımızın en talihsiz döneminde, etrafımızda kimse yokken (böyle mistik bir şekilde olmasa da) yaşadığımız tesadüfler bizi en kıymetlilerin yanına sürükleyecektir. Çok kaderci bir insan olarak her şeyin bir sebebi olduğunu düşünüyorum. Ji Hyun ölürken yaşadığı onca şeye rağmen içinde hiçbir pişmanlık olmadan veda etti. Öldükten sonra bize böyle bir şans verilmeyecek belki; ama yaşarken değiştirmemiz gerekenler bizim elimizde.


En Tatlı Çift: "Jeo Jin Ho (Lee Min Ho) - Park Gae In (Son Ye Jin)" / Personal Taste

Dizi gereği şapşal görüntüsüne rağmen Kore’nin en güzel kadınlarından biri olan Son Ye Jin rolünün hakkını fazlasıyla vermişti. Jin Ho’nun eşcinselim yalanıyla girerek Gae In’e ev arkadaşı olduğu yer, yani Sang Go Jae, bu ikilinin ultra komik ama bir o kadar da romantik dakikalarına ev sahipliği yapmıştı. Her zaman bir Sang Go Jae rüyam vardır. Orada yaşamayı çok isterim. Ama Min Ho kadar kusursuz ya da Gae In kadar sevimli bir ev arkadaşım olmalı tabii J İkisini yaş farkına rağmen aşırı yakıştırıyorum. İzleyenler de eminim benimle aynı fikirdedir :)


En Tatlı 1. Erkek: "Kim Joo Won (Hyun Bin) / Secret Garden"

Beni tanıyanlar bu kategoriye pek yorum bırakmasam da ne demek istediğimi anlayacaklardır. Her eve bir Joo Won, her yuvaya böyle bir koca, her ocağa böyle bir baba lazım diyerek bitirmek istiyorum. Bir cemiyet liderinin tanımı da ancak böyle olabilir.


En Tatlı 1.Kız: "Gumiho (Shin Min Ah) / My Girlfriend Is A Gumiho"

“Nomu nomu nomu nomu joo-ah” diyip şirince göz kırpması bir yana dursun zaten hanım kızımız afetlerin afeti Shin Min Ah olunca pek fazla söze gerek kalmıyor. Tanrı çok adaletsiz ama ödülünü vermeden gönderemezdim. Gumiho gördüğüm en tatlı karakterlerden biriydi. Güzelliğine rağmen boş bir oyuncu olmadığını da belirtmek isterim.


En Tatlı 2.Erkek: "Cha Mu Won (Kim Jaejoong) / Protect The Boss"

No Eun Seol gidip niye Muwon’u seçmedi? Ji Heon gibi bir patronun olduğu yerde bu çok saçma olurdu da ondan! Ama tüm o soğuk görüntüsüne rağmen genç kızların ideal erkek arkadaş niteliklerine birebir uyan bu beyefendi en tatlı ikinci erkek olmayı sonuna kadar hak etti. Bisikletle çıkılan randevuyu hatırlayın derim. Emr-i vaki götürülen yemekler, kendisine sarılan kuzenini “sen deli misin” diye iteklemesi. Çok güzel diziydi çok. Sen de tadından yenmiyordun Jaejoong :D


En Tatlı 2.Kız: "Ha Chae Kyung (Lee Min Jung) / Boys Over Flowers"

Anti Geum Jan Di topluluğunun 2 yılı aşkın süredir güzide üyelerinden biri olan ben, bu ödülü sevimli eonnimiz Chae Kyung’a vermekten şeref duyarım efendim. Bir ara Jan Di’nin çektiklerini umursamayarak Jun Pyo’nun bu ablaya yar olmasını bile istemiştim. Kendisi çok tatlıdır, fedakardır, açık sözlüdür. Umarım şu an “hiç değilse bunlar benim olsun” dediği ayakkabılarıyla mutlu mesut yaşıyordur. Bizi şoka sokan bir kararla dizideki kısa ziyaretine son vermişti. Yine de unutamadık kendisini kutluyoruz, bizde bıraktığı bu etkiden dolayı.


En Güzel Kostümler: "Heartstrings"

Kostüm deyince set kıyafetleri kast ediliyor sanırım, zira tarihi diziler dışında öyle ahım şahım bir kostüm göremedim ben Kore dizilerinde. Moda dizilerini dışarıda tutuyorum tabii henüz izlemediğim için. Bana göre Heartstrings sponsor kıyafet işini güzel halletmiş. Tam bir yaz dizisiydi zaten ve cıvıl cıvıl kostümler eşliğinde izledik. Özellikle Shin Hye cadısının uzun etekleriyle kombinlediği salaş üstlerine bayılmıştım. Her bölüm iki kez değiştirdiği güzel çantalar da cabası. Ayrıca balerin hocamız pek şık giyinirdi. Yong Hwa’ya yapacak yorum bulamıyorum. O her haliyle mükemmel bir şahsiyet.


En Güzel Müzikler: "Coffee Prince"

Hiyyaaa! İşte beklediğim kategori! Hayatımın bir evresinde Coffee Prince OST diye haykırmak istiyordum. Kısmet bugüneymiş. Bu seçimlerdeki kasıt neydi bilmiyorum; ama bildiğim tek bir şey var o da soundtrack olayını baştan aşağı kusursuz hazırlamış nadir dizilerdendir bu dizi. Her bölümün şarkı seçimleri beni benden alıyordu. Düzenli bir liste çıksın da hepsini indireyim diye yıllarca bekledim. Son iki senedir deli gibi sardığım bir soundtrack Coffee Prince. Dinlemediyseniz, hemen koşun bence.


En Gerçekçi: "Scent Of A Woman"

Bu kategoride hiç zorlanmadım çünkü tesadüfe yer vermeyen bir konusu vardı SOAW’ın. Bu zalim hastalık hepimizin başına gelebilir günün birinde. Eğer yaşamımızı Yeon Jae gibi boşa geçirmişsek kalan son 2 ayımızı bir ömürmüş gibi yaşamak isteyebiliriz. Yıllar önce izlediğim “My Life Without Me” adlı filmde de bu dizidekine benzer bir liste olayı vardı. Bu çok büyük bir cesaret işi elbette. Ölüm korkusunu yenip soğuk kanlılıkla kalan ömrüne değer biçmek. Çok acıklı ama bir o kadar da gerçek bir diziydi.


En Masalsı: "Secret Garden"

Kore dizilerindeki tesadüf imgesini fantastik bir kurguya dönüştüren Secret Garden senaristleri bizi 20 bölümlük bir masala çok güzel adapte ettiler. Ruhlarını değiştirmeleri çoğu bölümde bizi eğlendirse de yeri geldiğinde hıçkırarak ağlattı. Rüyalar gerçekle karıştı, gerçek neydi neredeyse onu bile unutuyorduk. Ama tek kelimeyle harikaydı. Secret Garden modern zamanların en güzel masalıydı bence.


En Başarılı Diziler Top 5:

Secret Garden

49 Days

Tree With Deep Roots

Boys Over Flowers

Coffee Prince


En Keyifli Diziler Top 5:

Protect The Boss

My Name Is Kim Sam Soon

My Girl

The Greatest Love

Flower Boy Ramyun Shop


********

Jan 8, 2012

K-Drama Dünyası ve Hayatımıza Etkileri


Yeniden merhabalar. Bu dosyayı ne zamandır hazırlamayı düşünüyordum. Ama geçenlerde başıma gelen bir olay bu projeyi hızlandırmakla kalmadı, derhal hayata geçirmek istedim. Çünkü gitgide delirdiğimi hissediyordum.


Başıma gelen olayı merak ettiyseniz hemen aktarayım; hafta başında sıkıcı bir dersin ortası ve ben yine wifi gibi güzide bir hizmeti sonuna kadar sömürerek Twitter'da oyalanıyordum. Daha sonra gözüm yanımdaki arkadaşın lila rengi şirin kalemine takıldı. Üstünde garip garip çiçekler böcükler vardı ve belli belirsiz sembolik harfler gördüm. Harfler! İşte algıda seçicilik yine devrede! Büyük bir hışımla o kalemi aldım ve ellerim titreyerek arkasını çevirdim. Aman ne göreyim? Koskocaman yazıyordu: MADE IN KOREA diye. Çoğumuz için bu sıradan bir olay. Siz henüz nasıl bir haldesiniz bilmiyorum; ama bu olay bende büyük bir heyecan yarattı. Hemen kulağına eğildim: "- N, bunu nereden buldun böyle???" O da bir kırtasiyenin ismini verdi. Sonra yazıyı gösterdim. "-Aaaa şimdi anlıyorum vallahi Dici hiç fark etmemişim, istersen senin olsun ya da alayım ben sana kusura bakma gerçekten görmemişim." dedi endişeli bir şekilde. Bu olayın ardından kendimi çok suçlu hissettim. Yahu ne yapıyorsun?! Hasta mısın sen kızım dedim kendi kendime. Demek öyle bir baktım ki kız kendini adam öldürmüşçesine savunmaya başladı. Kendimi şöyle bir silktim. "Kendine gel kızım dışarıdan hiç normal gözükmüyorsun" dedim. Düşündüm. Neydi bu kadar hassas kılan beni diye. Aldım elime kağıt kalemi. Bu hastalıklı yazının taslağını hazırlamaya başladım. K-Drama sonrası aklıma fikrime düşenler, daha önce habersiz olduğum şeyler diye.



İlki şüphesiz Kore'nin haritadaki yeriydi. Daha önce nerede çekik gözlü turist görsem ben de herkes gibi "aha Çinli aha Japon" gibi yakıştırmalar yapardım. Kore gazilerini tv'de gördüğümde "hımm sanırım sömürge bir ülke, yazık" gibi acımasız çıkarımlarda bulunurdum. Haberdar olunca açtım baktım. Ne göreyim burası başlı başına bir ülkeydi. Sonra Kore Savaşı hakkında birkaç yazı okudum. Burası bizim onurumuzun hala yaşatıldığı bir ülkeydi. Kendimden utandım tabii. Hatta babamın dedesinin, amcasının oraya gidip bu savaşta hayatını kaybettiğini öğrenince yerin dibine girdim diyebilirim. Tabii biraz da şaşırdım.


Harita faciasından sonra daha da dikkat etmeye başladığım bu ülke beni drama dünyasının içine öyle bir dahil etti ki, artık gördüğüm her şeyi merak eder oldum. Oburluğuyla tanınan ben bu ülkenin yemeklerine şöyle bir göz atmak istiyordum. Her drama izleyişimde ağzımı sulandıran bu lezzetleri gerçekten denemem gerekiyordu.


Boys Over Flowers izledikten sonra "lapa" arayışına girdim. Neydi bu her derde deva lapa? Allahım öyle bir anlatılıyordu ki resmen annelerimizin evde pişirip başarısızlıkla sonuçlanan pirinç pilavları Kore'de oldukça popülerdi. Gerçekten ilginç bir görünümü vardı. Sonra balık keki "eoumuk". Resimde de göreceğiniz üzere iştah açıcı bir özelliği vardı. Dizide Goo Jun Pyo delisi bu şeyden onlarca yemişti. Güzel bir şey olmalıydı. Esasında Boys Over Flowers izleyenlerin yeme içgüdüsünü tavan yaptıracak yegane diziydi. Güney Kore'yi tanımlayan dizi olarak lanse ediliyor ya işte o ifade kesinlikle doğruydu. Geum Jandi ve ailesinin bizzat hazırlamasına tanık olduğumuz "kimchi" de bu dizi sayesinde hayatımıza girdi. Bu tabii sizin algı eşiğinizle doğru orantılı. Mesela ben Misa'yı daha önce izlememe rağmen oradaki kimchi bence hayatın en acımasız yemeğiydi. Aynı şekilde "kimbap"tan da uzun bir süre nefret etmiştim. Yani Kore lezzetlerini sevmek istiyorsanız Boys Over Flowers biçilmiş kaftandı. Daha sonra "soju" diye bir şeye tanık olduk. İçerken "kiaaa" diye sesler çıkartarak suratlarını ekşitiyorlardı. Anlaşılan çok acı ve karşı konulamaz bir tadı vardı. Bir de ne zaman içseler kesinlikle sarhoş olurlardı. Sonra da gelsin oppanın sırtında eve gitmeler :P Bu sırtta taşıma mevzusu başlı başına bir olay zaten. Sadece sarhoş olduklarında değil garip bir şekilde kızları sırta atma gibi fantezileri var. Aynı şekilde kızlar da yaşlı büyüklerini sırtlarında taşıyorlar.




Hazır yemeklere girmişken geleneksellikten şaşmayalım. Dramalarda genel olarak yaşlıların giydiğini gördüğümüz bir kıyafet "hanbok". Görünüşü biraz garip ama kötü de değil. Bu resimdeki modern bir hanbok. Çiftler evlenirken bunu giyerlermiş. Daha önce de dediğim gibi dramalarda haraboji ve halmoniler bunu giyiyorlar. Ama şimdilerde Amerika kültürünün iyice esir aldığı Kore hanboklara eskisi kadar önem vermiyor. Ben böyle bir şeyi giymek ister miyim, elbette isterim çünkü çok değişik bir deneyim olurdu. Yanımda da bu kıyafetin ait olduğu kültürden biri olursa neden olmasın :P Neyse sulandırmayalım. İşte hanboktan da bu şekilde haberdar oldum. "The Memoirs of Geisha" adlı filmde aşık olduğum kimono yerini hanbok'a bıraktı. Pişman değilim :)






Gelelim bu yazıyı yazmama sebep olan kırtasiye malzemelerine. Aslında bunlar için drama izlemenize gerek yok. Sanırım ithali ucuz olduğu için pazarlarda bile bunlardan bulabilirsiniz. Kolej dramalarında da bunları sık sık görebilirsiniz. Ben kolej dramalarından sonra nerede böyle bir şey görsem sempati duymaya başladım. Küçükken bir günlüğüm vardı ucuzcudan aldığım. Üstünde "Haru Haru" yazıyordu. Yıllar sonra bunun anlamını fark edince bu malzemelerden daha çok edinmek istiyorsunuz.





Tekstil deyince bu kadar şirin şeyleri bir Japonya'da bir de Kore'de görebilirsiniz. İzlerken bir bakıyorsunuz adam kazık kadar da olsa (bkz. Cha Jiheon manyağı :D) sırt çantası kullanıyor. Bu çantalar asla öyle sıradan çantalardan da olmuyor. Aslında sırf onlarda gördüm diye değil, sırt çantaları ölene kadar favorim olacak. Ama ileride öğretmenlik yaparken taksam nasıl olur diye de endişeye kapılmıyor değilim :P


Sadece çanta bu kadar sevimli olsa iyi. Kışın başlarını süsleyen o tatlı mı tatlı bereler ve asla nasıl doladıklarını bilmediğimiz atkılar. Hiç kıvırmayın birkaç kez de olsa takmayı istemişsinizdir o berelerden. Hayvan şeklinde olanlar en revaçta olanları. Zaten anlamadığım bir şekilde kedi, köpek ve tavşan'a feci halde takıntıları var. Çoğu tekstil figürü onlardan ibaret. Korean hoodie yazıp googlelattığınız zaman hep bu kapşonunda kulakları mevcut rengarenk ve dizüstü ebatlara sahip sweatler çıkıyor. Sonuç olarak deli demeyeceklerini bilsem şu şapkalardan takmak isterdim.




Telefon süsleri! Dürüst olmak gerekirse çekindiğim bir diğer konu da telefon süsleri oldu. İstisnasız her dramada karşıma çıkan bu ayrıntı beni en son ortaokulda yaptığım bir şeyi tekrar yapmaya ikna etti. Geçen sene yeni aldığım telefonu bahane edip "hehe ne yapayım işte aldığım yerden hediye ettiler ben de mecburen.. ama şirin dimi?" diye yalanların en büyüğünü uydurmuş ve bu süslerden birine sahip olmuştum. Size de soruyorum: Gerçekten tatlı değiller mi? "-Abartmadığımız sürece eveeet" dediğinizi duyar gibiyim :P



İşte beni en derinden etkileyen meseleye geldik: "Karaoke". Şimdiye kadar o kadar çok karaoke sahnesi izlemişizdir ki ondan bahsetmeden geçemezdim. Karaoke deyince aklıma yıllar önce aldığımız vcd'nin içinden çıkan karaoke cd'si ve mikrofon geliyor. O kadar itici ve basit gelmişti ki. İyi de bununla ne yaparız diye günlerce düşünmüştüm. Daha sonra birkaç kere arkadaşlarla barda karaoke eğlencesi düzenlendik. Yavaş yavaş işin mantığını kavrıyordum ki dramalar tam üstüne geldi. Aman o ne şaklabanlık, o ne eğlence! Bir tane ciddiyetle şarkı söyledikleri ve adam akıllı durdukları karaoke sahnesi görmedim.


Bundan hiçbir zaman şikayetçi de olmadım. Özellikle iki karaoke sahnesi benim favorim oldu. İlki My Name Is Kim Sam Soon'da ailecek gidilen eğlence, diğeri de yukarıda görmüş olduğunuz Dok Go Jin çılgınının Heartbreaker denemesi. İşte böylece karaokenin ne kadar eğlenceli bir etkinlik olduğunu öğrendim. "Jigeut jigeut jigeutaeee ppigeut ppigeut ppigeutaeeee" :D



Şimdi nedir bu yatak döşek diyecektir bilmeyenler. Efendim hemen açıklayayım. Ben ne zaman drama izlemeye başladım, artık köyümün o mütevazi yaşantısı daha cazip gelmeye başladı :P Görmüş olduğunuz resim de geleneksel Kore tarzı uyuma şeklidir. Bizim köyde de böyle uyuruz ama farklı olarak altımızdaki yatak daha kalın ve yüksek olur. Arkadaş bunlar direkt olarak yerle temastalar. Resmen beton, parke demeden yerin üstüne seriyolar yataklarını. Geçenlerde çok sevdiğim bir sınıf arkadaşımın evine gittik. Ben her zaman koltukta yatan taraf olduğum için bu sefer bana yer yatağı düştü. Ama o da ne! Yerde yatak yoktu sadece hafif kalın bir yorgan vardı. İşte tam zamanıdır diyerek bu şeyi tecrübe etmek istedim. Önceleri resmen belim yerinden kopacakmış gibi hissettim. Sonra ise vücudum yavaş yavaş alıştı. Aslında diğerlerine sorarsak bu müthiş sağlıklı bir şeydi. Şimdi odamda iki tane yatak varken yere yorgan sermeyi düşünmüyorum elbette. Ama umarım bir gün daha böyle bir fırsat geçer elime ve tekrar "onlar" gibi hissederim.




Şimdi yukarıdaki fotoğrafın ardından kendinize gelebildiyseniz dosyamıza kaldığımız yerden devam edelim :P 7 yaşından beri gözlük kullanan birisi olarak kemik çerçeveler her daim favorimdir. Lakin çok kullanışsız oluyorlar. Çabucak kırılma riskleri var vs. Sonra bunların alışılmaz derecede büyük olanlarını yine dramalar sayesinde öğrendik. Eğer başroldeki kız-erkek inanılmaz bir fiziki değişim içerisine girecekse ilk olarak saçları kabarık ve kesinlikle gözünde de bu gözlükten olmalıdır. Ya da yine esas erkek rollerinden biri öldürücü karizmasıyla bizi can evinden vurmak istiyorsa bu gözlüklerden kullanır. Tıpkı yukarıdaki Key örneğinde olduğu gibi :) Belirtmeliyim ki şu sıralar bu gözlükler herkes tarafından beğenilmekte. Liseli gençlerde özellikle rengarenk çerçeveli olanlarını görüyorum. Sonumuz hayır olsun :D



Yavaş yavaş mekanlara geçelim istiyorum. Mekan olarak ilk örneğimiz kafalarda drama sonrası şekillenen "sauna" fikri. Sauna bizim kültürümüzde de var aslında. Ama hiç böyle hayal ettiniz mi bilmiyorum. Bu toplumun insanları saunaya girdikten sonra şu enteresan formaları giyiyor, daha sonra kafalarındaki havluları da o hale getirip onlarca haşlanmış yumurta yiyorlar. Şaşırdınız elbette. Biraz da otel mantığında orada saunalar. Genellikle ince bir minder üzerinde diğer insanlarla beraber uykuya dalıyorlar. Evsiz olanlar için düşünülmüş desem; onunla da bir alaka kuramadım. Her ne olursa olsun kesinlikle yaşamamız gereken bir şey olmalı. Eğer birgün gidersek tıpkı resimdeki gibi bunu beraber yapalım çingular:)



Mekanlardan ikincisi öyle çok alışılmadık bir şey değil. Kahveden çok çayı sevdiklerini düşündüğüm Koreliler son zamanlarda gözümüzün içine soktukları bu kafelerle dikkat çekmekteler. Hemen her yeni dramada mutlaka böyle bir yerde sahne vardır. "İyi de hiç kafe sahnesi olmayacak mı nerede buluşulacak?" derseniz cevabım şu yönde olacaktır. Elbette böyle sahneler olmalıdır. Ama fark ettiğime göre reklam işin içine giriyor. Kafede yenilen ya da içilen bir şeyi üst üste birkaç bölüm görüyoruz. Daha sonra canımız çekiyor. Aman olsa da yesek diyoruz. Ayrıca o kafeler o kadar modern ve tiril tiril oluyor ki -tıpkı sokaklarının tertemiz olması gibi- Kore kesinlikle gelir düzeyi yüksek bir ülkedir izlenimi oluşuyor zihinlerde. Amaç bu mu zaten? Yok belki değil diyebilirsiniz. Ama onların böyle bir amaca da ihtiyaçları yok. Hali hazırda güzel bir ekonomiye ve asla tükenmeyecek bir sektöre sahipler. Sırtları yere gelmez, gelmesin de :)





İşte son mekanımız da Jeju Adası. Yazının tümüne katılmasanız dahi bu mekan benimle hemfikir olabileceğiniz belki de tek şey :) Önceleri hiç bilmiyordum. Her drama izleyişimde gördüm, imrendim. Siz de iç çektiniz çok havalı bir mekandır çünkü burası. Sadece havalı olsa yine tamam. Ama dizilerin genelde en can alıcı sahneleri hep Jeju Adası'nda geçer. Ayrılıklar, barışmalar, balayları, evlilikler... tüm bu olaylar orada patlak verir. Jeju'da geçen bölümler en beğendiklerim oluyor her zaman ister ağlatsın, ister güldürsün. Çünkü gitmeyi çok istiyorum. Masal gibi bir dünya inşa edilmiş oraya. Haliyle bunu yakından görmek istiyorum.

Tespitlerimin sonuna gelmiş bulunuyorum. Daha birçok şey var ama daha daha da uzatıp sıkılmanızı istemem. Zaten ben hatırlatmasam da siz sürekli tanık oluyorsunuz :)


Bir sonraki yazıda görüşebilmek dileğiyle, hoşçakalın!