Showing posts with label KPOP. Show all posts
Showing posts with label KPOP. Show all posts

Sep 2, 2012

Kore Takipçileri İçin: "Bu Yaz Neler Yaptık?"


Son zamanlarda “bu blogu nasıl olur da güncellemeyi unuturum” benzeri hayıflanmalar içerisindeydim. Birkaç sitem de aldım bu konuda. En sonunda yazmaya karar verdim. Çok da şey birikti buraya yazmayalı. İnsanın rahatlaması için yazması kadar güzel bir şey olamaz. “Başucunuzda mutlaka boş, beyaz bir sayfa bir de kalem olsun.” derdi bir hocamız. En etkili yol yazmaktır. Öyleyse madem yaz aylarının sonuna geldik, sonbahara taze bir merhaba dedik, size bu yaz Kore dünyasına dair neler yaşadık onları yazmak istiyorum. Müzik olsun, sinema olsun, televizyon dünyası olsun. Hem bunlardan bahsedeceğim, hem de bir nevi kendi yaz tatilimi anlatmış olacağım. Bir taşla iki kuş yani. Haydi bakalım! ^^

Öncelikle K-drama dünyasıyla başlayalım. Bu yaz döneminde dizi açısından deyim yerindeyse doyduk. Hatta doymaya devam ediyoruz. Ne izleyeceğimizi şaşıracak duruma geldik. Bu yıl izlenilmesi gereken yaz dizileri ve yaz dönemine sarkan süper kaliteli bahar dizileri vardı. Bunların arasından bazılarını izledim. Bazılarını izlemeye gerçekten zamanım yetmedi. Ama üç dizi vardı ki onlar hala konuşulmaya devam ediliyor.



İlki Rooftop Prince. “Zaman kayması” diye bir kavramı öncelikle bize bu dizi tanıttı. Joseon döneminden günümüze atlayıveren kendini beğenmiş Majesteleri Lee Gak ve onun dünyalar tatlısı üç yardımcısı sayesinde bu kavram neymiş, öğrendik. 300 yıllık bir aşkı ağzımız açık izledik. Yoochun’un oyunculuk yeteneğinin ne kadar geliştiğine gözlerimizle şahit olduk. Hala bazı sahnelerin komikliğiyle neşemizi bulsak da aşk hakkında “bu kadar da olur mu” dedirttikleri için genel olarak ağlama eğilimi gösterdik. Çok dokunaklı bir finali vardı. Kimilerine göre yetersiz denildi. Ama bence akıllarda tek bir soru bile kalmadan veda ettiler.



İkincisi benim hala izlemeye cesaret edemediğim bir dizi. Çünkü biliyorum izlersem çok seveceğim. Neden sevmeyesin derseniz, şu an hiçbir dizi üçüncü olarak adını vereceğim dizinin önüne geçsin istemiyorum. A Gentleman’s Dignity bu yazın en güzel sürprizi oldu sanırım. Daha önce Secret Garden ekibinin yoğun çalışmalarını duymuştuk. Sonunda bize bu “ahjussi” dizisiyle görkemli bir dönüş yaptılar. Gerçekten merak ediyorum. Ee, izlemeden nasıl emin oldum peki? Etrafımda bu diziye dair hiç olumsuz bir yorum okumadım da ondan. En kısa zamanda da izleyeceğim.



Son dizimiz ise tabii ki “Gaksital”. Ben size bu yazıyı hazırlarken dizinin son iki bölümü henüz yayınlanmadı. Hüzünle karışık gelecek haftayı bekliyoruz. Yaz başında yayınlanmaya başlanan Gaksital, başlangıçta 24 bölüm olarak düşünülmüştü. Ama “asla reytingi düşük bir dizi yapmadım” diyen Joo Won’u haklı çıkaran izlenme oranlarına sahip olunca 4 bölüm daha uzatılmasına karar verildi. Bu dizi Kore’nin yakın tarihine ışık tutması nedeniyle çok sevildi. Genelde Joseon döneminde izlediğimiz Kore’nin, Yuan boyunduruğundan kurtulup Japon İmparatorluğu altına girmesini hiç izlememiştik, ya da varsa ben bilmiyorum. Dahası dönem dizilerinin fanatiği olan ben, böyle güzel bir dizi izlememiştim. Hatta biraz ciddiyetsiz olacak ama Kore erkeklerini jöle sürerken hiç görmemiştim :P Aynı şekilde bayanlarını da böyle kıyafetlerle. Kore Cumhuriyeti’nin sancılı bağımsızlık mücadelesi hepimizi derinden etkiledi. Ama daha önce bahsettim mi bilmiyorum şunu ısrarla söylemek gerek: Kore’nin siyasi tarihi kesinlikle bu diziden ibaret değil. Bu dizinin gerçek olan pek çok yönü olabilir. Ama sırf bu diziyi izleyerek Japonya’ya düşman olup Kore milliyetçiliği yapmak niyetinde değilim. Öyle değil mi yoldaşlar? :D Tamam kabul ediyorum çok etkileniyoruz böyle şeylerden. Ama biraz olsun taraflı bir dizi olduğunu da unutmayalım istedim. Gaksital deyince cümlelerim aktı gitti. Bu diziyi mutlaka izleyin, izlettirin bence.


Not: Big, Ghost, Dr. Jin ve I Do, I Do listeye almadığım için zorlandığım diğer dört dizi. Yukarıdakiler en iyisiydi sadece. Yılın kritiğini yaptığımda hem bu dizilere hem de henüz tamamlanmayan Arang, Faith ve Nice Guy’a da yer vereceğim.



Şimdi gelelim K-pop dünyasına. Müzik anlamında Kore yeni bir akımın etkisine girdi. Hatta tüm dünyayla beraber. “Gangnam Style” bu yazın belki de bu yılın en büyük olayı oldu. YG Family sanatçısı PSY, 2 yıl verdiği aradan sonra yayınladığı videosuyla yediden yetmişe herkese Gangnam dansını öğretti. Şarkı o çok bildiğimiz dans şarkılarından biraz daha farklıydı, ama sözleri de -kabul edelim- bir o kadar anlamsızdı. Yine de kıpır kıpır temposu ve “horse dance” faktörü sayesinde Youtube’ta gelmiş geçmiş en çok izlenen K-pop videosu olma ünvanını ele geçirdi. Hala sıkılmadan dinleyebiliyoruz. Çok uğraşsam da dansını öğrenemedim. Ama yapacağım, azimliyim bu konuda :)



K-pop dünyasına bu yaz bir sürü yeni grup katıldı. Ama eskilerin muhteşem comebackleri yüzünden yeniler yine pek ilgi göremedi. Yazın en güzel comeback’i Beast’inkiydi bana göre. Geceyle kafayı mı bozmuş bunlar desem de “Midnight Sun” bu yaz en çok dinlediğim albüm oldu. Özellikle Midnight ile K-pop’ta özlediğim bir şarkıyı yapmış oldular. Kutluyorum kendilerini, kesinlikle daha iyi olacaklar.



Bu yaz özellikle bayan gruplar ortalığı coşturdu. 2NE1, Bigbang’in yıl başında yaptığı gibi naif bir comebacki tercih etse de f(x) ve Wonder Girls yazın en hareketli şarkılarını yaptılar. Electric Shock ve Like This’i çok dinledik. Talihsizlikler peşini bırakmayan bayan grubumuz T-ara ise 2NE1’a benzer bir tempoda Day By Day ile dönüş yaptı. O şarkıya adeta bayıldık. Grubu da sevmeye çalışıyoruz tüm yaşananlara rağmen. Bu yaz çok önemli bir comeback daha vardı bayan cephesinde. BoA “Only One” ile şanına yakışır bir dönüş yaptı. 4Minute – Volume Up yine yazın göze çarpan şarkılarından oldu. Ama yazın son günlerinde geri dönen KARA, uzun süredir özlenen hitlerinden birini yaptı. Pandora’yı severek dinliyoruz.



Yaza Bigbang ile başlayıp yine onlardan biriyle kapadık. Yaz başında Bigbang – Alive (Monster Edition)’ı yayınladılar. Monster, Bingle Bingle dinlemekten bıkmadığımız şarkılar oldular. Still Alive’ın introluktan şarkıya dönüşü de ayrıca muhteşemdi. Yazı bitiren ise liderin solo albümü oldu. Uzun bir aradan sonra kendine has tarzını özlediğimiz G-Dragon, bu kez electroyu katmadan yalnız Rap – R&B karışımı bir müziği denedi. Türünün tek örneğiydi sonuçta. One Of A Kind ve henüz yayınladığı That XX alışamadığımız bir tarzın meyveleri oldular. That XX’i ne kadar sevdiysem, One Of A Kind’ı da o kadar sevemedim. Beni tanıyanlar lideri herkesten ayrı tuttuğumu bilirler ama ne yapsa beğeneceğiz diyen bir VIP de değilim. Heartbreaker’dan sonra beklentilerimiz yüksekti belki de. Hazır yazın iyilerini yazmışken bunu eleştirimi bir kenara sıkıştırayım istedim.



Super Junior’ın Sexy, Free & Single’ı benim açımdan büyük bir önem arz ediyordu. Çünkü grubun en sevdiğim üyesi Kangin bu albümle geri dönecekti. Büyük bir heyecanla bekledim ama yine de istediğim tadı alamadım. Geçen yaz Mr. Simple’ı bangır bangır dinliyorduk. A-Cha keza öyle. Ama bu yaz S.P.Y ve S.F.S sönük kaldılar. Nerede o eski SuJu dedim. Onların çok güzel şarkılara imza attığı dönemleri özlüyorum itiraf edeyim. It’s You gibi mesela. Ama önce yeniden 13 kişi olmaları gerekiyor.




Junsu! Unutacağımı sanmıştınız. Junsu bu yaz solo çalışmalarına dönen birkaç grup üyesinden biri oldu. Ama ne albüm öyle! Önce bahar aylarına Tarantallegra ile damgasını vurdu. Şimdilerde ise mavi saçları ile yayınladığı İngilizce Single’ı Uncommitted konuşuluyor. Yaz bitmeden o da hamlesini yaptı böylece. Mükemmel sesinden mahrum bırakmadı bizi.


K-pop dünyasında daha pek çok şey oldu ama yazabileceklerim bu kadar. Yazdan önce debutlarını yapıp yazın pek varlık gösteremeyen iki grup var. Onların da isimlerini yazayım ki ayıp olmasın. B.A.P ve Nu’est. İkisi de sağlam gruplar ve gelecek vaad ediyorlar.


Şimdi biraz da beyaz perdeye değineceğim. Bu yaz izlediğim iki güzel Kore filminden bahsetmek istiyorum.



Bu yazın en beğendiğim filmi The Thieves oldu. Film Ocean’s Eleven filminin Kore versiyonu olarak düşünülmüş. Ama kadro belki de Amerikan versiyonundan bile daha iyi. Tecrübeli aktör Lee Jung Jae’nin yanı sıra bu yılın "en güzel ağlayan" oyuncusu Kim Soo Hyun ve Kore filmlerinin en iyi kadın oyuncusu Gianna Jun başrollerde. Film vizyona girdikten günler sonra çok beğenildiği için 2.sinin çekimlerine başlandı bile.


İkinci filmimiz acaba bunlar Ocean’s Eleven’a takmışlar mı diyeceğiniz türden. Fakat lafınızı hemen geri alın çünkü filmin başrolünde Cha Tae Hyun var! Komedi üstadı, Kore’nin en sempatik adamı Tae Hyun bu filmle ilk tarihi filmine imza atmış oldu. Film yine bir hırsız çetesini konu alıyor. Ama bu sefer olayların Joseon’da geçmesi The Grand Heist'i Thieves’tan farklı kılıyor.


İki filmi de şiddetle tavsiye ediyorum, pişman olmayacaksınız.


Tüm bunların dışında bu yaz başka neler oldu, onlara kısaca bir göz atalım:


*Dünyaca ünlü sanatçılar Kore’yi fark etti. Bunda Gangnam Style’ın büyük etkisi oldu.


*Twitter tayfası bol tartışmalı ve etkinlik dolu bir yaz geçirdi. K-pop grupları, K-drama starları defalarca TT’e taşındı. Sanırım bu kadar etkinliğin en büyük sebebi ünlü grupların ve oyuncuların planlanan ya da planlanmakta olan dünya turlarına henüz Türkiye’yi dahil etmemiş olmamalarıydı. Buna rağmen bazı sanatçılardan Türkiye için söz alındı. Bakalım verilen bu sözler tutulacak mı?


*Müzik cephesinde göz yaşartan bir gelişme daha yaşandı. Dağılan SS501 grubunun üyesi Kyu Jong’un askere gitmesi grubu bir araya getirdi. Triple S’ler kadar dünyadaki tüm Kore severler bu olaya çok sevindi.


*Zannediyorum ilk defa bir Türk oyuncu Uluslararası Seul Drama Ödülleri’nde ödül kazandı. Ezel dizisi ve Kenan İmirzalıoğlu törenin özel ödülünü aldılar. Gururlandık. Bir kez daha sesimizi duyurabildik.


*Maalesef tatsız bir haber; bu yazı yazılmadan birkaç gün önce Kore’yi şiddetli bir tayfun esir aldı. Ancak toparlanıyorlar. Umarım kısa sürede atlatırlar.



Haber bülteni gibi bir yazı yazdım galiba. Ama bunlar hep beraber yaşadığımız gelişmelerdi. Bir de ben kendi dünyama birkaç yenilik kattım. Yeni çingular edindim. Korece çalışmaya ağırlık verdim. Japonya’ya geri döndüm. Kalben yani :P Şu sıralar biricik Oguri Shun’un "Rich Man, Poor Woman" dizisini izliyorum. Başlangıçta süper klişe bir adı var bunun, kesin içeriği de öyledir diye düşünmüştüm. Ama düşündüğümle kaldım. Oguri Shun nasıl klişe bir rolü canlandırabilir ki? Sıradışı patron Hyuga Toru şimdiden favorim oldu. Hah, az kalsın unutuyordum. Bir de çeviri işine katıldım. İngilizce seviyemi görmek, geliştirmek ve imlamı kuvvetlendirmek için. Minoz Turkey ile beraber Lee Min Ho’nun Faith dizisini çevirmeye başladık. Dizi devam ediyor. Yani sonbaharım da bu şekilde geçecek.


Evet, işte benim ve birçok Kore severin yaz tatili böyleydi. Evde, internet başında, mümkün olduğunca az sosyalleşerek geçti. Ama ben pişman değilim. Burada vakit harcamayı seviyorum çünkü. Bu sayfaya da aynı özeni göstermek ümidiyle veda ediyorum. Umarım değerlendirmemi beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı eksik etmeyin! :)


Bir dahaki yazıya kadar, hoşçakalın! ^^



Jul 24, 2012

Bizim Fandom Sizinkini Döver (!)



UYARI:

Yazımın başında özgür irademle yazıldığını belirtmek isterim. Yapılan kötü yorumlar ya da asla yapılmayacak olanlar eminim kulaklarımı sağlam şekilde çınlatacaktır. Affedersiniz ama o yorumlar umrumda bile olmayacak. Sonuçta ben bu dünyaya sizin sayenizde girmedim. Sizin sayenizde de neyi yapıp neyi yapmayacağıma karar vermeyeceğim.


Peki neden yazıyorum? Çünkü dün gece yaptığım bir retweet yüzünden bazı otoriteler hayatımı anlamlı kılacak şeylere yönelmemi istediler. Ben de öyle yapmaya karar verdim. Ama bunu kapalı hesaplar ardından değil son derece şeffaf bir ortam aracılığıyla; yani blogumdan yapmaya karar verdim.


V.I.P nedir, E.L.F nedir ben bu konuya açıklık getirecek bir yetkili değilim. Sadece bu yazımda kendime göre doğru olduğunu düşündüğüm iddialarda bulunacağım. Kimseden de kanıtlama beklemiyorum her şeyin ortada olduğu genel örnekler vereceğim için bu açıklamayı eminim kabulleneceksiniz.


Super Junior ve Bigbang kulvarları son derece farklı ama her ikisi de alanında üstün gruplar. Sadece Türkiye’de değil Kore’de de hayran grupları arasında sürtüşmeler olmuştur. Bunun sebebi hangi grubun Hallyu’yu temsil ettiği. Hangisi daha üstün, hangisi daha uzağa işiyor. Hep merak edilen şey budur. İşte bu nedenle ıkınarak yürütmeye çalıştığınız fandom kardeşliği yalandır arkadaşlar. Görünüşte iki hayran grubu da birbirine destek vermeye çalışır. Bu diğer K-Pop grupları için de böyledir. Ama hayran grubu ne demektir? Hayranı olduğu sanatçıyı sonuna kadar korumak, destek vermek. Hal böyleyken ben nasıl olur da başarısına son derece inandığım grubumu diğerine karşı savunmam? Hiç farkımız olmayacaksa neden bize “fandom” diye genelleyip ama sonuç olarak ayrı ayrı isimler vermişler? Farklıyız da ondan. Bakın dün geceden beri farklıyız diyorum. Ben Super Junior dinleyen aynı zaman da Bigbang’i sevemez demiyorum. Ben Bigbang bile dinlemezken Sapphire Blue’nun ne anlama geldiğini bilirdim. Ama VIP olunca iki fandom arasındaki farkı çok net gördüm.


Neydi peki bu fark?


Super Junior, kendi şirketi SM tarafından genç kızların beğenisine sunulmuş, yetenekli seslerin olduğu kadar zerre yetenek barındırmadığı halde yakışıklılığıyla ve sempatikliğiyle de kalpleri feth eden birçok üyeden ileri gelmiş bir gruptur. Ciddi anlamda Super Junior’un barındırdığı yetenekli Koreli sesler: Kyuhyun, Sungmin, Ryeowook, Yesung, Kangin. Eunhyuk ise harika bir dansçıdır. Donghae gayet yakışıklıdır ama sesi yeteri kadar olmasa da masumluğuyla işi götürür. Heechul grubun maskotudur. Yaşını aldığı halde grubun vazgeçilmezidir bana göre. Geri kalanı için “SHOW BUSINESS” ifadesi pek yalan olmaz. Onları genelde dizilerde ya da program sunuculuklarıyla tanırız. Siwon, Leeteuk ve Shindong SM’in Kore televizyon dünyasında sahip olduğu tekeli güzel bir şekilde değerlendirir. İşte bu grubun hayran kitlesi ister istemez “Oppa” odaklıdır. Zaten şirketin onları piyasada pazarlaması tamamen bu yöndedir. Sürekli stüdyo klibi çekerler ve dans ederler. Hayranları tarafından dans coverı en sık yapılan grup SuJu’dur herhalde. Grubu biraz tanıyıp asıl konuya gelecek olursak Super Show’un izleyici kitlesini kapsamlı olarak ele alalım. İzleyici konserlerin büyük bir kısmında ağzı açık bir şekilde ağlar. Çünkü Super Junior’ın ağzı açık bırakacak derecede yakışıklı üyeleri vardır. Siwon üstünü yırtıp elini mikrofonu aldığında söyleyeceği şarkıdan değil de gözlerimizi kamaştıran kaslarına odaklanırız. Çünkü size coşku veren ya da kalbinize dokunan bir sese sahip değil. Ama bu da onun yeteneğidir işte. KRY üyeleri söyleyince aynı şeyi mi hissederiz? Tabii ki hayır. Onlar çuval da giymiş olsa sesleriyle büyülenmemek elde değil. ELFler’in tepkileri bu doğrultuda VIPler’inkinden son derece farklıdır. Şimdi VIP cephesine bakalım.


Bigbang ise şirketi YG tarafından söz yazarlığı, ballad, rap, dans gibi bir grupta olması gereken en temel birkaç özelliğe sahip oldukları için piyasaya sürülen Kore’deki sayılı gruplardandır. Ama “oppa” kategorisine girmezler. Çünkü iddia ediyorum hiçbir Bigbang üyesi, Super Junior’daki en çirkin üyeden daha bakımlı ve yakışıklı değildir. Lideri yeri geldiğinde etek giyer, ses konusunda yeteneği tartışılmayacak üyesi saçını biçilmemiş çimler gibi uzatır, en karizmatik olanı saçını maviye boyar dumura uğratır... vs vs. Sanırım Bigbang benim yüreğime dokunacak müziği yapmamış olsaydı asla hayranları olmazdım. İsterse çakı gibi giyinsinler özellikle dikkatimi çekmezlerdi. Onlar müzik yaptıkları için bu piyasada yer buldular. YG bunun farkında olarak şirketin bayan grubunu da aynı doğrultuda oluşturdu. Sıradan insanların yaptığı müzik ses getirmiyorsa, üzgünüm ama K-Pop’ta tutunabilmeleri çok zor. Çünkü her gün yenisi çıkıyor en acımasız şekilde arka plana itilebiliyorsunuz. İşte bu nedenle bir VIP’nin Big Show izlerken duygulandığı şey G-Dragon’ın bakışları değil yazdığı sözlerdeki derin anlamdır. Hiç sevmediği halde rap yapmaya çalışıyorsa bu T.O.P sayesindedir. Şahsen Taeyang’ın sesi bu kadar güzel olmasa konsere gidip üstünü başını yırtacak bir VIP tanımıyorum. Onların fiziksel olarak yetenekleri sayesinde gözümüzde bu kadar yüceldiklerine inanıyorum.


Eğer tüm bunları anladıysanız neden VIP ile ELF’in farklı olduğunu da anlayacaksınız. Popülerliği tartışmıyorum. VIP elit, ELF sıradan demiyorum. Ama iki grubu farklı yorumlamamız bizim de farklı olduğumuzu gösterir. Zaten VIP’ye ismini veren grubu Bigbang, onların böyle olmasını ister. Super Junior konserlerinde Siwon yaptığı fan servicelere karşılık bulabileceği bir hayran kitlesi ister. Ya da ne bileyim herhangi bir kötü olayda yine arkasında ELF’i görmek ister. Bu nedenle SuJu ile ELF’in güçlü bağı tartışılmaz. SuJu ELF olmadan var olamaz. Bigbang ise yeri geldiğinde “BIGBANG is VIP” diyerek hem hayran grubuyla olan bağlılığını hem de hayran grubuna duyduğu saygıyı ifade eder. VIPler Bigbang için “Very Important Person” ise bunun gerektirdiği gibi davranır. Yahu Allah aşkına size gruplarınızın verdiği değerler doğrultusunda tabii ki kendinizi önemli hissedersiniz. Bunda ne kötülük vardır ki? İki grup ve fandom için de aynı şey geçerli.


Ama neden iki fandom bu kadar savaş içerisinde dediğimiz anda aklımıza bu ayrım gelmeli. En azından benim aklıma öyle geliyor. Piyasada üstün olma çabası hayran gruplarına da sıçramışsa bunda anormal bir durum olmadığını düşünüyorum. “Lütfen bizi daha çok destekleyin” Sizce her K-pop grubunun sık sık ifade ettiği bu cümle ne anlama geliyor? Bizi diğerlerinden daha çok destekleyin. Hepsinin amacı zirvedir çünkü. Doğal olarak bu böyledir arkadaşlar.


Bu ayrımı yanlış anlamaya sebebiyet vermeden açıklamaya çalıştım. Ama son olarak neden Twitter’da MadamPatapuff’a ait şu cümleyi RT ettiğimi açıklayayım.


“Bazı Vip'lerden cidden korkuyorum. İçlerine Elf kaçmış gibiler. :D”


Bunun sebebinin hepimizin rast geldiği “oppacı” zihniyetten kaynaklandığını söyleyeyim. Ayrıca şunu da ifade etmek isterim bu RT VIPler’i kötülüyor. Dikkat ettiyseniz, ben / biz hayranı olduğumuz grubu ya da hayran grubunu eleştirebiliyoruz. Bunu yapamayan insanlarla da baş etmek zorundayız. Bencilce ama her gün karşılaşıyoruz. Bu zihniyet VIPler’in içine kaçan ELFler sapık diye nitelendirdiğim “oppacı”lara niyet bağlamında çok benziyor. Evet, oppacı. Ben onları böyle nitelendiriyorum. Ben hayranı olduğum grubu bu şekilde sevmiyorum. Bir anda maddiyata dönüşüp oppasının boxerı olan kızları sevmiyorum. Görünce kibar şekilde uyarsam boşu boşuna sinirimi bozacağımı da biliyorum. Çünkü dün gece iki fandomı karşı karşıya getiren, içlerinde böyle insanların olduğunu bildikleri halde kendilerinin bile hoşnut kalmadığı o insanları bana karşı savunmalarıydı. Sanki çok değil birkaç ay önce böyle insanlarla kendinlerinin de dalga geçtiklerini unutmuş gibiler. Hoş dalga geçilen hayran grubunun tamamı değildir ki. O grubu temsil ettiğini düşünen vıcık vıcık, ergen zihniyettir. Dün gece o RT’i yaparken kimseyi kimseye genellemedim. Ama öyle yaptığım konusunda tepki aldım. İşin komiği verilen tepkilerin de genelleyerek yapılmasıydı. Çevremde hiçbir yanlışını görmediğim insanlar bile öyle olduklarını iddia etmişim gibi üstüme geldiler. Mizacım gereği böyle şeyleri umursuyorum.


Ama bu yazıdan sonra deyim yerindeyse iplemeyeceğim.


Sabırla okuduğunuz için teşekkür ederim. Eğer ne demek istediğimi 1 kişi dahi anlamışsa ben anlatabilmişim demektir.


Hoşçakalın ^^

May 4, 2012

Kore'yi Seviyorum, Çünkü ...



Herkese heyecanlı bir merhaba!

Heyecanlı diyorum çünkü yaklaşık 14 saat önce beni hayallerime fazlasıyla yaklaştıracak bir adım attım. Peki neydi bu adım?

Tarihi net hatırlayamasam da; sanırım Mart ayının ortalarına doğru, forumlardan birinde MOFAT ve Arirang TV'nin beraber düzenlemiş olduğu bir yarışma gördüm. "I Love Korea, Because..." adında bir yarışmaydı bu. Şartları şöyleydi: Kore'yi neden sevdiğimizi anlatan maksimum 3 dakika uzunluğunda bir video hazırlayacak, Youtube'a yükleyecek ve daha sonrasında bu videoyu MOFAT'a ulaştıracaktık:




Hiç abartmıyorum bu haberi duyduğumda hayatta böylesine umutlandığım nadir anlardan birini daha yaşadım. Kendime inanıyor ve güveniyordum. Hemen kağıt kalemi elime aldım ve yazmaya başladım: NELER YAPABİLİRDİM?

Öncelikle yakın dostlarımı aradım. Haberi onlarla paylaştım. Geceler boyunca telefonda senaryo planlarını, çekim aşamalarını tartıştık. Tanıyanlar bilir, ben Kocaeli'de yaşıyorum. Açıkçası burada Kore'yi neden sevdiğimi anlatacak pek materyale sahip değiliz. Zamanla olacak belki ama şimdi yoktu en azından. Öyleyse tüm oklar bana en yakın ve en müsait yeri gösteriyordu: İSTANBUL!


Telefonda uykusuz geceler :P


Kore'yi neden sevdiğimi hem yıllardır edindiğim anılardan, hem de tarihi geçmişimizden ve tabii ki geleceğimizden bahsederek anlatabilirdim. Öncelikle yemeklerini tanıtmak istedim. Mart ayının sonuna kadar İstanbul'daki tüm Kore lokantalarını aradım. Hepsi yoğunluktan ve bunun mümkün olmayacağından bahsetti. Benim bir de Hanbok'a ihtiyacım olacaktı ki sadece 1 haftam kaldığı düşünülürse panik seviyemde gözle görülür bir artış olmaya başladı. Öncelikle bu süreçte yanımda bana maddi - manevi destek olan ailem, arkadaşlarım paniğimi fazlasıyla dindirebildiler. Eğer lokanta olmayacaksa Hanbok olur dedim. Çarşımızdaki yetenekli terzileri gezdim, dolaştım. Bana kısa sürede dikilebilecek en güzel Hanbok'u diktiler. Arkadaşımın annesi kenarlarını elleriyle dikti, işledi. Onlara sonsuz minnettarım :)



New York History Museum'daki Kore kültürü canlandırması



Hanbok işin içine girince Sultanahmet'e gitmek kaçınılmazdı. Giyip dolaşacağım uygun bir ortam bulduğumuza çok sevinmiştik. Elma dağıtma fikri ise kara kara düşündüğüm gecelerden birinde ortaya çıktı. Hanbok giyip elma dağıtmak Kore kültürünün muazzam bir sentezi olacaktı. Bu fikir için günler öncesinden heyecanlanmaya başlamıştım.

Tüm bunlar olurken ticari ilişkiler için konuşacağımız firmaları da araştırıyorduk. Neyse ki kuzenim Hyosung ile çalışıyordu. Onu arayıp durumdan bahsettim. Firma yetkilileri yardımcı olacaklarını söylediler. Ayrıca bu vesileyle firmadakilere kendimi sevdirdim. İdeallerimden bahsettim. Video yarışması farkında olmadan geleceğimi de şekillendirmeye başlamıştı :)


Kore Gazisi Sayın Turan Çökmez ve ben

Sürecin belki de en duygusal kısmı Muharip Gaziler Derneği ile olan görüşmelerimizdi. Telefonla arayıp randevu aldığımda beni son derece sıcak karşıladılar. Artık sadece bir an önce İstanbul'a gitmek kalmıştı. Nisan ayı geldiğinde son derece yoğun geçen İstanbul maceralarımıza da başladık. Bir öğleden sonra derneğin kapısını çaldık. Bizimle görüşecek olan Kore Gazisi: Turan Çökmez son derece tatlı ve samimi bir dedeydi. Bize savaşta aldığı yaralardan ve savaşın onda bıraktığı derin izlerden bahsetti. Biz onu gözlerimiz dolu dolu dinlerken bizimle paylaştığı enteresan bir anısı şaşırmamıza neden olacaktı. Ona"Kore'ye gitmekten, savaşmaktan hiç pişman oldunuz mu?" diye sorduğumuzda bize savaşta yaralanmasından hemen sonra küçük Koreli bir kızın ona verdiği kırmızı elmanın tüm acısını dindirdiğinden bahsetti. Elbette amcanın bizim Hanbok - elma projemizden haberi yoktu. Tamamen tesadüf olan bu anıyı kesinlikle videomuza koymaya karar verdik.



Hanbok = Haengbok



Gaziyle olan görüşmemizin ardından benim en heyecanlandığım kısıma gelmiştik. Sultanahmet'e doğru yola çıktığımızda elimde içi elma dolu koca bir sepet, üzerimde Hanbok vardı. Meraklı bakışlar altında Sultanahmet'te Koreli arayışımız başlamıştı. Ancak maalesef 2 saatlik serüvenimizde tek bir Koreli'ye denk gelememiştik. Umudumuzu kaybetmek üzereyken önceki gün Yenikapı'dan geçerken rastladığımız Kore lokantasına gitmeye karar verdik. Sonuçta mutlaka orada birileri olacaktı. Nitekim beklediğimiz gibi oldu. Bize sımsıcak bir karşılama yapan lokanta sahiplerine, Koreli misafirlere son derece minnettarım. Senaryomun tıkır tıkır işlemesinin verdiği rahatlığı size anlatamam. Videolar, fotoğraflar hepsi hazırdı. Artık sadece vize sınavlarımı atlattıktan sonra onları güzel bir şekilde birleştirmek kalmıştı.




Yarışmaya aday olduğum video


Sonunda iki gece önce sabahladım ve videoyu bitirebildim. Bence son derece amatör oldu ama duygularımı 3 dakikaya sığdırabilmemin zor olduğunu düşünürsek gayet iyi iş çıkardım diyebiliriz :) Şimdi sırada videoyu paylaşmak, daha çok paylaşmak var. Bu süreçte bana destek veren ve vermeye de devam eden tüm çingularıma teşekkürü bir borç bilirim.


Peki siz hayallerimi gerçekleştirmem için bana yardım etmeye, beni Kore'ye göndermeye ne dersiniz? Eğer bana destek olmak istiyorsanız videomu paylaşıp Youtube aracılığıyla beğeninizi ya da yorumlarınızı dile getirmeniz yeterli olacaktır.

Haydi öyleyse, beklediğiniz gibi artık o kelimeyi yazıp veda edebilirim:

FIGHTING!!! ^^


Feb 16, 2012

High Cut Magazin gururla sunar: "Chihiro'nun Haremi"

Kapılarını bir tek çingulara açan Kore'deki haremimin uzaktan görünüşü


İlk defa bu kadar kısa aralıklarla post hazırlıyorum. Lakin bundan oldukça mutluyum. “Harem” mimi blogger çinguları arasında oldukça popüler bu günlerde. Bana gelmesinden feci korktuğumu söylemiştim :P Neden, çünkü yapacağım eleme haremde çıkacak büyük çaplı bir kavgaya neden olacaktı diyerek iğrençleşmek istiyorum. Bu güzide mimi bana paslayan çingum selocannn'a sonsuz teşekkürlerimi ileterek sabırsızlıkla beklediğiniz o 10 delikanlıya yer vermeye başlıyorum.

PS. Ben haremimi hazırlarken farklı bir konsept kullandım. Yakışıklıların hepsi bana High Cut gibi bir ortamda siyah beyaz poz verdiler :D


1) Hyun Bin



Kalp ağrısı dediğimde aklıma gelen. Senelerdir oradan aşağıya bir sıra bile inmeyen. Binnie haremimin en kıymetlisidir. Gelip geçici değildir. O kadar çok şey öğrendim ki onu severken. Hala iki dizisine beni çok ağlatacağı için dokunamıyorum. Onun yerine fotoğraflarına bakmayı tercih ediyorum :P Gamzeleri yedi cihanı kasıp kavurmuştur. My Name is Kim Sam Soon’daki çelimsiz romantik yıllar sonra Secret Garden ile gönüllerimizi titretmiştir. Hepimizin de bildiği gibi o şimdi asker! 10 ay gibi zalim ve uzun bir zaman aralığından sonra kavuşacağız.


2) Lee Min Ho



Hakkında: “Bu çocuk hiç yakışıklı değil.” “Ay kürdan bacaklı, büyük suratlı.” “Bana bu çocuğun hiçbir şeyini izletemezsiniz, izlemeeem!” “Affedersiniz ama bu Jun Pyo dediğiniz Bülent Ersoy’un gençliği değil mi?” bile demişliğim vardır. Zihnimi resetledim. Bir silkindim ve kendime geldim. Kendisi için bunları dedikten sonra saatlerce güneş altında video hazırlayıp 2 ay amele gibi gezmişliğim de vardır. Dediğim lafları nadiren yer, yutarım. Maalesef bu adam hepsini bir bir yedirtti bana. Şimdiyse bana göre sevdiğine Goo Jun Pyo gibi değer veren bir adam daha yoktur. Onun kadar sevimli bir adam daha yoktur. Hepimizin ilki olacak, olmalıdır da :)


3) G-Dragon



Bilmenizi isterim ki şu yazıyı yazarken fonda 34594. kez Blue’ çalıyor. 45 saniyesiyle büyülendiğimiz bir sesin sahibidir kendisi. Bigbang’i keşfettiğim günlerde liderin T.O.P olacağını düşünürken amanın bu minyon adam da kimmiş dedim. Hep kamera arkası görüntüleri izleyerek aslında nasıl bir yapıya sahip olduğunu anlamaya çalıştım. Çünkü kliplerde, konser kayıtlarında neden ona lider dendiğini çok iyi anlamıştım. Görüntüleri izlerken fark ettiğim şuydu: O kocaman gülüşünde mükemmeliyet vardı bu adamın. Ne giyerse giysin, ne yaparsa yapsın bana asla beğenmeyeceğim şeyleri beğendirmesi, yüreğimin normalden 3 kat daha fazla çarpmasına neden oluyordu. Aslında oyunculuk okuduğunu ve asıl mesleğinin bu olduğunu öğrenmiştim. Kesinlikle oynamıyor, GD çok samimi ve o böyle farklıyken her zamankinden daha çekici.


4) Jung Yong Hwa



You’re Beautiful’daki Shin Woo’yu izlerken “bu çocuk bir harika ama keşke oyuncu olmasa” demiştim. Harcanan bir yüzü vardı sanki. Sonra geçen yıl Lee Min Ho’nun bir videosunun fon müziğine takıldım. Hemen video sahibine sordum bu şarkı da nedir ne tatlıdır diye. “Love Light” dedi. CN Blue diye bir gruba ait. O günden beri planladığım SNSD üyeleri katliamına Seohyun’dan başlamak istiyorum. Çok farklı bir sese ve buğulu bakışlara sahip. Dudak olayına hiç girmek istemiyorum. Zira kalan 7 kişiyi kısa kesmek zorunda kalabilirim.


5) Rain



Şimdi ne kadar konuşursam konuşayım bu fotoğraf size benden daha fazla şey anlatacak. Ben onu fark ettiğimde robotlu, tımarhaneli bir filmdi. Saçının üzerinde iki tane halkadan çatı yapmışlardı. Sevimliliğine ve ses tonuna hayran kalmıştım. Hala süper bir şarkıcı olmadığını düşünüyorum. Ama o tımarhane sakini şimdi böyle olmuşsa bizim suçumuz ne?


6) Micky Yoo Chun



Dong Bang Shin Ki. Doğunun yükselen tanrılarından, en soğuk görünümlü en hoş ve içten gülüşe sahip olanı. Uzun saçın yakıştığı nadir Koreliler’den. JYJ’i iyiden iyiye benimseye başladığım şu günlerde aslında bu adamın beni Sungkyunkwan Scandal’daki rolüyle feth ettiğini söylemek isterim. Ben dramalardaki o soğuk görünümlü adamın takipçisiyim. Kötü adam bile olsa böyle adamları seviyorum. O kötü değildi ama son ana kadar aşkını belli etmeden bir köşede bekledi. Chunnie, bugünlerde “Micky Christmas” videonu izleyerek ağlıyorum. Ama gülmekten tabii. Haremime hoşgeldin, iyi ki geldin.


7) Jung Il Woo



Bizim Minoz ailesinin kayınbiraderi olur kendisi. 2 numaralı harem üyesinin gerçek hayattaki kadim dostuyken benim ruh bekçim, çiçek çocuğum oldu. Daha önce birkaç yerde silik rollerine rastladığım bu adam, 49 Gün’deki o dünyanın en dokunaklı vedasını yaptığı dakika benim haremimin baştacı oldu. Çok çekici buluyorum kendisini. Ama itiraf edeyim mısır püskülü saçlarını değil düz siyah saçlarını seviyorum. Ya da her halini mi seviyorum acaba? Mecnun’a bağlamadan bitireyim en iyisi.


8) Hero Jae Joong



Aman da aman kimler gelmiş? Yakın dostlarım bugünlerde beni dikkatle takip ediyorlar. Acaba bu kız sessizliğini bozup ne zaman “CECUUUUUNG” diye bağıracak diye. Malumunuz kendisiyle çok samimi birkaç anımız oldu. O günden sonra kendime gelebilmiş miyim, bence gelmişim. O anların etkisi elbette oldu ama Jae Joong listeme “Heaven’s Postman”deki utangaç postacı rolüyle girdi. Jisung olmasaydı belki “Protect the Boss”ta da kalbime girecekti. Ama keşke önceden daha çok dikkatimi verseydim sana. Hatta sadece seni değil JYJ’i ihmal etmeseydim. Hep söylerim zamanında ben böyle büyük bir VIP olmasaydım, kesinlikle Cassiopeia olurdum. Neyse ki JJ artık haremimdesin, şimdi usluca otur bakalım. Güzel günler bizi bekliyor :D


9) Song Joong Ki



“Hayır kız değil!” Joong Ki’yi kime göstersem istisnasız hemen ardından bu cümleyi söylemem gerekiyor. Aslında Kore’deki birçok ünlü için bu savunmayı ve benzerlerini yapmak zorunda kalıyoruz. Hayır bu adam bir kız kadar güzel olabilir, ama değil. Sungkyunkwan Scandal izlerken her bölüm çıksın daha çok sahnesi olsun diye arkadaşımla yerimizde duramamıştık. Son bölümlere doğru “vay be! İşte bu adamla evlenilir” diye ekrana bakakaldığımızı hatırlıyorum. Yüzü ve özellikle çene yapısı en güzel bayan Koreli’den daha düzgün ve kusursuz. Hiç yaşlanmayacak olması beni bazen delirtse de seviyorum bu adamı. Hep gülsün ya da hep öyle imalı mimiklerle bizi eritsin. Yaşlanmayacak derken ufak bir ayrıntı: kendisi 85 doğumlu ve ondan küçük olmama rağmen benden en az 5 yaş daha genç duruyor!! :P


10) Gong Yoo



Birçok çingunun hareminde gururla salınan Gong Yoo, ahjussi olmaya doğru ilerlerken yıllanmış şarap kavramının ne demek olduğunu bize çok iyi anlatıyor. Coffee Prince’ın yanlış anlaşılmalara kurban gitmiş beyefendisi yine aynı dizideki kumsal sahnesiyle benim haremime girmişti. Bu adam tam olarak anlam veremediğim ama izlemekten feci keyif aldığım bir ifadeye sahip. Gülerken bile ağlayacakmış ya da sana yalvarırmış gibi bakıyor. Finding Mr. Destiny’de canlandırdığı karakter tam bir Gong Yoo olabilir. Feci benimsemiştim ve çok yakıştırmıştım. Gerçek hayatta da öyle olmasını diliyorum. Son olarak onu The Crucible ile izledim ve filmin ismini yazarken bile yutkunmakta zorluk çekiyorum. Neden böyle bir adama 10. sırada yer verdin derseniz, gençlerin önünü açmak istediğimi söylerim. Asıl sebebi ise onu bunca güzellik arasında koyacak yer bulamamam.


İşte benim haremim de böylee. Paslayacak çingu kalmadı mı, yoksa mimlenmenin verdiği acemilikle ben mi unuttum bilmiyorum ama bu seferlik mazur görün :) Şimdi aldığım bir habere göre yer vermeyerek onlara haksızlık ettiğimi düşünen Min Woo, Lee Joon, Ki Tae Young üzüntülerinden bir köşeye çekilmiş, ağlıyorlarmış. Bir başka hareme beybiler diyorum ve yazımı sonlandırıyorum.

Görüşmek üzere, hoşçakalın ^^


Dikkat dikkat güncelleme! Son dakika güncellemesi olarak bu mimi sevgili Mirune'ye de paslıyorum. Çünkü onun haremini çok merak ediyorum :D